Şrift ölçüsü:
A+
A
A-
26 Haziran 2018

Hudeyde; 5 ordunun bir millet karşısındaki yenilgisi

Bu savaşın neticesi bellidir, kim askeri zekasıyla düşmana darbe vuruyorsa, ondan kayıplar alıyorsa ve güçlerini sınırlı şekilde meydana indirip onları koruyorsa meydanın kesin kazananı da odur.

Hudeyde savaşı giderek “standart” bir savaşa dönüşüyor. Dar bir coğrafyada bir millete karşı birden çok devletin savaşı; ama buna rağmen savaşın kazanan tarafı  normalde yenilmesi gereken bir güçtür! Hudeyde savaşı, yeni kurulmuş bir orduya karşı beş ordu tarafından yürütülen ağır ve modern bir savaştır. Modern silahlarla el yapımı silahların, Nenrutların ve Karunların yalın ayaklı Üveyslerle karşıkarşıya geldiği, çarpıtığı savaştır. Bölgesel ve küresel debdebeli kurum, örgüt ve mihrakların mazlum bir milllete karşı sürdürdükleri savaştır .

Buna rağmen, moder silah ve orduları mü’min ve mücahit bir avuç insan karşında aciz kılacak bir irade ortaya çıkmıştır. Hudeyde savaşı gerçekten “standart” bir savaştır ve birçok sorunun yanıtını kendisinde barındıyor. Bu hususla ilgili birkaç noktaya değinecek olursak:

1. En son tahminlere göre, şu anda en az altı ordu, diğer bir deyişle, Suudi, BAE, Amerikan, İngiliz ve Fransız güçlerinden oluşan 20 tugay, Yemen içinde satın alınmış güçlerle birlikte Hudeyde halkına karşı saf tutmuş durumda. Amaç, bu eyaleti kuzey bölgeden kopartıp mezhebi bir fitnenin ilk merhalesi olarak kullanmaktır. Elbette ne kadar ilerledilerse böyle bir şeyin geçekleşme ihtimali de zayıfladı. Suudiler, Emirlikler vs. öyle sanıyorlardı ki savaş Hudeyde’nin Şafii halkına yakınlaşırsa Ensarullah’ın yanından ayrılıp muhaliflerin saflarına geçecekler. Gerçek dışı sanılarına göre, Şafiilerin Ensarullah’la ilişkisi fazla bir derinliği olmayan siyasi bir ilişkiydi.

Daha ilk haftada Hudeyde’nin Sünni halkının Ensarullah’ın Zeydi liderlerine karşı sokaklara çıkması neticesinde bu stratejik eyaletin sessizce ve az bir maliyetle kuzeyden ayrılacağını ya da Hudeyde sakinleri ile Ensarullah arasında çatışma çıkaçağını ve ehaliden bir grup insan Ensarullah tarafından öldürülünce de çatışmanın bu eyaletten, Şafiilerin çoğunluğu oluşturduğu kuzey bölgesinin diğer yedi eyaletine de sıçrayacağını  ve bu eyaletlerin Ensarullah’a karşı bir bataklığa dönüşeceğini bekliyorlardı. Haberlerden de anlaşılıyor ki Suudiler bu konuya oldukça umut bağlamış, hesaplarını ona göre yapmışlardı ve bu çerçevede,sözde BM’nin Özel Temsilcisi olan Martin Griffiths’e, bir iki hafta sonra Ensarullah öyle bir duruma düşer ki siyasi çözüm planında yer alan her şeye teslim olacağını demişlerdi.

Ama Suudilerin yaptığı analizin aksi oldu; Hudeyde halkı şehirlerini beş ülkenin saldırısına karşı savunmak için kendileri ön ayak oldular ve bu eyaleti sarsılmaz bir mevzi haline getirdiler. Bu da gösterdi ki topraklarını savunmaları Ensarullah veya başka bir grupla siyasi anlaşmaya bağlı değildir ve bu savunma akidevi boyutludur. Bu eyaleti kim yönetecek; Ensarullah mı, Suudiler mi yoksa BM Özel Temsilcisi mi meselesi onlar için tam da farklılık arzden bir meseledir. Dolaysıla şunun belirtilmesi gerekir; Hudeyde Şafiilerinin gönüllü yaptıkları savuma aynı anda bir “evet” ve “hayır”ı kendisinde barındıyor; Ensarullah’a evet ve Al-ı Suud’a hayır. Şayet Ensarullah’a sadece siyasi olarak evet demiş olsalardı, ağır bir bedel ödeme zorunda kaldıkları şartlar altında geri adım atar ve kendilerini beş ülkenin güçlü ordularına karşı korumak için Suudilerle birlikte olurlardı. Ama gerçek şu ki, bu direniş daha çok “Suudi Arabistan’a hayır” kokusu vermektedir. Hudeyde’nin hamiyet sahibi halkı, topraklarnın Batılı mütecavizlerin ve etraflarındaki yozlaşmış Arap Karunlarının egemenliğinde olmasını istemiyorlar.

Hudeyde halkı daha önce bir kere kendi topraklarını kolayca Mısırlılara – 1960’den 1967’ye kadar – ve bir kere de bundan yaklaşık 150 yıl önce Osmanlılara teslim ettiler ve bu ordulara karşı bir saat bile direnmediler. Fakat bugün üç yıla aşkındır Suudi saldırısına karşı direnmekte ve özellikle son haftalar da Hudeyde binalarını ve sahilini Arap-Batı ordularının vahşi saldırılarına karşı sarsılmaz bir kale haline getirmişlerdir.

2. Hudeyde’nin Şafii halkının beş işgalci orduya karşı muhteşem direnişi, bu insanlık dışı savaşın bir mezhep savaşına börünmesini engellediği gibi Ensarulla’ın Şafiiler arasında oldukça etkin olduğunu da kanıtladı. Hudeyde Şafii Alimler Meclisinin Hudeyde halkını işgalci güçlere karşı direnişe davet etme bildirisi, Batı-Arap ordularının saldırına itiraz amacıyla Hudeyde şehir merkezi ve ilçelerindeki gösterilere halkın geniş katılımı ve ayını şekilde Kudüs Günü yürüşüne de gösterilen geniş katılım, halkın Ensarullah’la tek vucüt olduğunu gözler önüne serdi ve bu onların soylu ve idrak sahibi bir karekterde olduğunu göstermektedir.

Hudeyde eyaleti ve civar eyaletlerin Şafii halkı, Yemen’in bu savaşta yenilmesi durumunda ülkelerinin uzun bir süre Al-ı Suud’un güdümünde kalacağını iyi biliyorlar. Diğer yandan, Hudeyde halkı kendilerini asil Araplar ve “Kahtani Araplar”ın kurucularından bilmeleri, asil Arapların bu bölge ve civarında yaşamış olmasına ve Kahtanilerin Arap yarım adasına egemen olması neticesinde sonradan başkalarının araplaştığını savunmaları itibariyle, Suudilerin güdümüne girmeyi kendilerine yakıştırmazlar. Yemenliler, özellikle bu bölge halkı açısından Arabistan halkı ve şu anki yöneticileri soy bakımından daha düşük bir seviyedeler, dolaysıyla Yemen halkına nasıl yaşayacaklarını ya da kimle ittifak kuracaklarını söyleme hakları yoktur.

3. Savaş perspektifinden bakacak olursak, şunu belirtmek gerekir;bu beş ülkenin koalisyonu Kızıl Denizin güvenliğini ciddi anlamda etkilemektedir. Ensarullah geçen üç yıl boyunca, uluslararası bu hassas su yolunun güvenliğini sağlamakla kendini sürekli yükümlü görmüş ve bu doğrultuda düşmana büyük bir darbe sayılabilecek birçok girişimden sakınmıştır. Batı-Arap koalisyonu Hudeyde eyaletine başlattığı ağır saldırıyla stratejik bir hataya düştü. Çünkü bu savaş kaide icabı iki taraftan birinin yenilmesiyle sonuçlanacaktır.

Bu savaşta Ensarullah eğer şimdiye değin gösterdiği üzere görkemli direnişi sürdürerek galip gelirse, Kızıl Denizim güvenliğini ilgilendiren konularda yeni bir politika izleyecektir ve o zaman bu taraflar, bir yandan büyük maliyetlerle karşılaşırken diğer yanda da Ensarullah daha güçlü bir konuma gelecektir. Ensarullah bu savaşta Hudeyde şehrini teslim etme zorunda kalıp bu eyalet ve civar eyaletlerin derinliklerine sığıması durumunda kalırsa o zaman Kızıl Denizin güvenliği yönelik daha ciddi bir karar almaya gider ama alacağı bu karar, Kızıl Denizde serbest geçişlerin kendisi için önem arzettiği zamankinden daha sert olacaktır. Hudeyde şehrinin düşmesi halinde Ensarullah’ın bu su yolundaki serbest geçişleri sorunlu hale getireceği kesindir ve doğal hakkıdır da. O taktirde, dev petrol gemileri bir tarafa, şu an Kızıl Denizde 30’dan fazla bulunan Frasız, Amerikan ve İngiliz savaş gemisi dahi artık bu denizden geçemez.

Bununla birlikte, Batı, BAE ve Arabistan’ın büyük bir savaşa yeltenmeleri mantıki değildir ve kendileri için çok ağır sonuçlar beraberinde getireblir. Ensarullah’ın son aylarda Arabistan derinliklerinde çeşitleri hedeflere doğru atılan  füzelerin menzili, Ensarullah’ın Kızıl Denizi tamamen kapatabileceğini sölüyor.

4. Savaşın neticesini ise kendi topraklarını, onurlarını savunmak için savaşan erlerin iradesi belirleyecektir. BAE ve Suudi dolarları için savaş meydanına gelenlerin – ister Sudanlı paralı askerler olsun ister Fransız, İngiliz ve Amerikan özel küvvetleri olsun – bu savaşa yönelik bir inançları yoktur ve Ensarullah’a besledikleri bir kinleri de yoktur. Nitekim son günlerde bu kişilerin serbest bırakılması ve Ensarullah tarafından geri göndürelmesine ilişkin birçok talep gelmiştir. Bunlar, Ensarullah’a karşı savaşan komutanlarının kişiliksiz olduğunu biliyorlar ve doğal olarak kuban olmalarını istemiyorlar. Buna karşın, çephenin diğer tarafında ise, Ensarullah taraftarı Zeydi ve Şafii güçler Arabistan, Amerika ve müttefiklerine düşmanlık beslemek için saikleri var ve bu yolda kendilerini feda etmeye hazırlar.

Arap-Batı güçlerinin toplu şekilde küçük bir nokta da bulunmaları –ki bir rivayete göre altı orduya çıkmış durumda – onları oldukça kırılgan hale getirmiştir. Bu sebeple, geçen günlerde en az 1500 ölü ve 5000 de yaralıları oldu ve aralarında Fransızların da bulunduğu en az 300 kişi ise esir oldu. Öte yandan, Birleşik Arap Emirliklerin askeri üst düzey komutanlarından bazılarının Yemen’de ardarda öldürülmesi, BAE, Arabistan ve Müttefiklerinin doğru düzgün askeri bir zekalarının olmadığını gösteriyor. Nitekim bu kuvvetlerin sahil kenarından Hudeyde’nin merkezine doğru km’lerce hareket etmesi ve Ensarullah’ın deneyimli güçlerinin avı haline getirilmesi karşı tarafın askeri akıldan yoksunluğunu ifade ediyor.

Bu savaşın neticesi bellidir, kim askeri zekasıyla düşmana darbe vuruyorsa, ondan kayıplar alıyorsa ve güçlerini sınırlı şekilde meydana indirip onları koruyorsa meydanın kesin kazananı da odur. Nitekim Lübnan Hizbullah’ı da aynı yöntemi izleyerek, işgalci İsrail’in karada, denizde ve havada savaş makinesini durdurmuş ve 33 günlük savaşı kazanmıştı.

Saadullah Zarii  

Çev: Mehmet Gönül

Welayet News

64 dəfə baxılıb
Loading ...
Nur-Az Xeber
07.07.18, 22:55
07.07.18, 22:54
07.07.18, 22:54
07.07.18, 22:54
07.07.18, 22:54
07.07.18, 22:54
07.07.18, 22:54
07.07.18, 22:54
07.07.18, 22:54
07.07.18, 22:54
25.06.18, 16:55
Yemen'de Felaket Var
Go to TOP